dalga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dalga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2018 Salı

İsa'nın Dirilişi- Sidney Lanier / Çeviri


Bazı sabahlar nehrin kıyısında bekleyen gün ışığını
Erken uğramış bir sonbahar uzun çimenleri dalgalandırır durduğu yerde,
Bozkırın havzasında titrer hafif bir rüzgâr
Ve sanki bir mezar boyunca esmiş gibi, uğuldar.

Ve sonra ben duraksayıp bu uğultuyu dinlerim.
Bilindik bir akıntıya yabancı gözlerle bakarım.
Ölüm tarafından fısıldanan vahşi doğum çığlıklarını duyunca
Rüyaya daldığını sanan insanları, ben biliyorum.

Ardından su zambakları yükselir yavaşça
Bildiğim hayatın bucaksız yüzü,
Değişti, mucizeler ve hayretle,
Bir zamanlar, kar ile perdahlanmış ateş içinde yanan gözlerle doldu artık.

Makul şimdi, kaşları eski Acı ile hemen kırışmış,
Durgun ağzı huzur ve dermanı için bekliyordu.
Tövbe serpiştirilmiş küllerin saflığı,
Uysal bir çiçek başı gibi sarkıyordu, bükük.

Acımasız savaşın eski yaraları yok oldu;
Ve Duyu’nun boğuştuğu tüm o mavi çürükler gitti
Kırmızı lekelerin tüm üzücü kırıntıları savruldu,
Ve sönük kızarıklık bir yüreğin çalınmasına adandı.

Başkalaşmış durumların engin evhamı hâlâ
Gizli günahlar veya kıyamet tarafından görülmemiş,
Geriye kalan, artık su canlılarının arasında bekle,
Dayan, şurada parıldayan nilüfer çiçeklerinin yamacında.

On sekiz yüzyıl boyunca nehrin kıyısında,
Ve dalgalanan bir imparatorluğun fırtınalı zamanında
--Bırak rüzgârlar bozkırdan uzanıp uğuldasın tenime,
Mecbur muyum tüm bunlara, ben, Mesih, mezarıma ulaşmak için.


                                               Sidney Lanier
                                            (Çeviren: Aleyna Özden)

7 Nisan 2015 Salı

Yüksek Sesli Sessizlik


Bir sessizlik içindeydik konuşmuyorduk; vapurları, bir sağa bir sola simit peşinde olan martıları seyre dalıyorduk bulunduğumuz yerde. Bu yere nasıl gelmiştik bilmiyorduk. Belki de burada durmak istememiştik de yorulduğumuzdan öylece duruvermiştik. Seyre dalıyorduk haşinle köpüren dalgaları. Suların sıçrayıpta üzerimize gelişini ses etmiyorduk. Mevsimlerden zemheriydi. Soğuktu. Beyazdı. Martılar harici her şey sessizdi. Sanki her şey anlaşmışta hadi susalım demişlerdi. Sen de susuyordun. Ben de öyle. Biz de mi anlaşmıştık yoksa? Alışılmışın dışında sessizdi her şey gün ortasında öylece. Yüksek sesli sessizlik kulakları sağır edercesine sessizdi..
Gün haber veriyordu "birazdan batacağım karanlığa bürüneceksiniz haberiniz ola" diye. Yine sessizleşiyordu her yer. Martılar da yorulmuştu artık uçmaktan. Bağırışmaktan birbirlerinin simitlerine göz dikmekten. Onlarda sessizlik sıfatlarını takınıvermişti. Biraz yürümeyi tercih ettik nedense ikimizde aynı dakika da. Ama çok zorlanıyorduk ilerlemekte. Adım adım sessizlikti her yer. Bir sağ omzumuza çarpıyordu bir sola. Acıtıyordu canımızı. İki adım atabildik en fazla sonra yine durduk. Hava kararıyordu. Sen de öyle.. Sessizlik seni de ele geçirip kendinden biri yapmıştı sonunda. Karşı koyamadın tabii elinden gelen daha çok susmaktı. Sende sustun. Bense dört bir yanımı çeviren sessizliğe bakakalabildim sadece..